Bu çalışmada, Fuzûlî’nin en önemli eserlerinden biri olan Leylâ vü Mecnûn mesnevîsinde çölün sembolik anlamları incelenmektedir. Mesnevîde çöl, Mecnûn’un aşk yolculuğunda yalnızlığını ve toplumdan kopuşunu yansıtan bir alan olmanın ötesinde, dünyevî bağlardan sıyrılarak ilahî aşka yönelişini temsil eden bir mekân olarak kurgulanmıştır. Tasavvufî bağlamda çöl, bireyin nefsini terbiye ettiği, dünyevî arzulardan arındığı ve manevî olgunluğa eriştiği bir evren olarak işlev görür. Mecnûn’un çöl deneyimi, onun aşkın özüne dair derin bir farkındalık geliştirdiği, kendisiyle yüzleştiği ve ilahî aşkın sınırlarına ulaştığı bir yolculuktur. Fuzûlî, mesnevîsindeki çölü Mecnûn’un yalnızlığını aşka dönüştürdüğü, ruhsal huzuru ve derinliği keşfettiği bir arınma mekânı olarak tasvir eder. Ayrıca, çölün kuraklık ve sınırsızlık gibi fiziksel özellikleri, aşkın sonsuzluğu ve dönüştürücü gücünü sembolize etmektedir. Çöl, Mecnûn’un varlığıyla değişim geçirir; onun aşkı, bu ıssız mekânı bir güzellik ve anlam diyarına dönüştürür. Doğanın diğer unsurlarıyla etkileşim içinde ele alınan çöl, aşkın yaratıcı ve geliştirici gücünü vurgular. Sonuç olarak, çöl, Mecnûn’un aşkını dünyevî sınırların ötesine taşıyan, bireysel bir deneyimden evrensel ve mistik bir boyuta ulaşmasını sağlayan bir semboldür. Fuzûlî’nin çöl tasviri, aşkı bir arayış ve dönüşüm süreci olarak kavramsallaştırır ve insan ruhunun aşk yoluyla evrensel bir hakikate erişim çabasını ortaya koyar.
Read more